HZ. PEYGAMBER VE HZ. ZEYNEP:

               

HZ. PEYGAMBER VE HZ. ZEYNEP:

Cahiliyye dönemindeki insanlar, garip ve çirkin âdetler ortaya çıkarmışlar ve bunların dini olduklarını iddia etmişlerdir. Kur’ân onların bu hurâfelerini kesin delillerle iptal etmiştir.[1] Evlat edinme âdeti bunlardan bir tanesidir.

İslam’dan önce evlat edinmeye tebennî de denirdi. Yabancı bir çocuğu evlatlık almak isteyen adam, halkın önünde, o çocuğu evlat edindiğini ilân ederdi. O ondan itibaren onun öz oğlu gibi kabul edilirdi. Onun adıyla çağırılır, baba ile oğul arasındaki hukuki işlemler onlar arasında da geçerli olurdu. Birbirine vâris olurlar, baba ile oğul arasındaki nikâh yasakları, evlatlıklar arasında da uygulanırdı. Evlatlık evlâd edenin kızını, kızkardeşini, halasını, teyzesini alamaz; evlâd edinen de evlatlığının dul veya boşanmış eşiyle evlenemezdi

 Evlatlıklardan biriside Zeyd ibn Hârise ibn Şurâhîl el-Kelbî idi. Küçük yaşta annesi Su’dâ ile birlikte Benî Ma’n b.Tayy kabilesindeki akrabalarını ziyaret etmek için yola çıkmıştı. Yolda Benî Kayn ibn Cisr’in baskınına uğradılar. Küçük Zeyd, esir alındı. Ve Ukâz Çarşısına götürülüp satıldı. Hakim ibn Hizâm onu, halası Huveylid kızı Hatice için dört yüz dirhem’e satın aldı. Hz. Hatice, Hz. Muhammed (s.a.v.) ile evlenince, Zeyd’i, Hz. Muhammed (s.a.v)’e hediye etti.

Oğlunun kaçırılıp köle olarak satıldığını öğrenen Zeyd’in babası Hârise b. Şurâhil, kardeşi Ka’b ile birlikte fidye karşılığında oğlunu alıp geri götürmek için Mekke’ye geldi. Bu sırada Ka’be’de bununan Resûlullah’ın yanına gitti ve ona:

“Ey Abdülmuttalib’in oğlu, ey kavminin efendisinin oğlu! Siz Allah’ın şerefli Haremi’nin civârında kalan kimselersiniz. Siz sıkıntı içinde olanları kurtarır, esirleri doyurursunuz. Oğlumuz için sana geldik,  onu serbest bırakmak için alacağın fidyede bize iyi davran” dedi.

Hz. Muhammed (s.a.v.) Zeyd’i çağırdı, gelenlerin kimler olduğunu sordu. Zeyd, birinin babası, birinin de amcası olduğunu söyledi, Muhammed (s.a.v.):

“Dilersen beni seçer, benim yanımda kalırsın, dilersen onlarla beraber gidersin” buyurdu. Zeyd:

“Ben kimseyi sana tercih edemem, sen benim babam ve amcam yerindesin,” dedi. Bunun üzerine babası ve amcası ona:

“Yazık sana ey Zeyd, köleliği hürriyete, babana, amcana ve âilene tercih mi ediyorsun?” deyince, Zeyd:

“Ben, bu zattan öyle iyilikler gördüm ki, ondan başkasını tercih edemem” diye cevap verdi. Bunun üzerine, Hz. Muhammed, onu Hicr’e (Kabe’nin önüne) götürdü ve şöyle dedi: “Şahid olun, Zeyd benim oğlumdur, o bana vâris olacak, ben de ona vâris olacağım” diyerek onu evlât edindi. Böylece Zeyd’in babası ve amcası gönülleri rahat bir durumda âilelerine geri döndüler.[2] O sırada Hz. Muhammed (s.a.v.), Peygamberlikle görevlendirilmemişti.[3]

Cahiliye döneminde olan evlâtlık uygulaması, Medine döneminin ilk yıllarına kadar sürmüş, Hicret’in 3-7. yılları arasında inen aşağıda zikredilen âyetlerle kaldırılmıştır:

“…Allah, evlâtlıklarınızı, öz oğullarınız gibi kılmadı. Bunlar, sizin ağızlarınıza gelen sözlerinizdir. Allah gerçeği söyler ve O, doğru yola iletir.”[4]

“Onları öz babalarına nisbet ederek çağırın; bu, Allah yanında daha adâletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yanılarak yaptığınız şeylerde size bir günâh yok, fakat kalblerinizin bile bile yaptığı şeylerde günâh vardır. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”[5]

Abdullah b. Ömer’den şöyle dediği nakledilmiştir: “Onları babalarının adına nisbet ederek çağırın; bu, Allah’ın yanında daha adâletlidir.” (Ahzâb,33/5) âyeti ininceye kadar biz, Zeyd b. Hârise’yi, Zeyd b. Muhammed (Muhammed’in oğlu Zeyd) diye çağırırdık”[6]

“…Bunlar, sizin ağızlarınıza gelen sözlerinizdir…” Gerçekte bunların ne bir doğruluğu vardır, ne de bir hakikati.[7] Muteber söz, kendisine güvenilen sözdür. Kalpten çıkmayan ve samimi olmayan sözlere güvenilmez. Ağızdan çıkan bu sözler, idrak kabiliyeti olmayan varlıkların çıkardığı sözler gibidir. Bu sözlere itibar edilmez.[8] Allah ise hakkı, vâkıâya uygun olanı söylüyor ve yol gösteriyor. O halde başkasının değil, Allah’ın sözünün dinlenmesi gerekir.[9]

Evlâtlık geleneği kaldırılınca bundan doğan hukuki sonuçlar kalkmıştır. Artık evlâtlığın karısıyla veya onun, kendisini evlât edenin kızlarıyla, teyze ve halalarıyla evlenme yasağı da kalkmıştır. Ancak kaldırılan şey, bu mîras ve evlenme hükümleridir. Ama bir kişinin bir çocuğu sevip ona evlâdı gibi muâmele etmesi yasaklanmamıştır. Fakat bu sevgisi, onunla kendisi arasında mirascı olmak, evlenme yasağı gibi şeyler doğmasına neden olmaz.[10]

Evlâtlık geleneğinin sadece: “Evlâtlık, öz oğul gibi değildir” demekle zihinlerden silinmesi mümkün değildi. Yüzyılların getirdiği önyargı ve bâtıl inançlar sadece sözle değiştirilmesi en azından çok zor bir şey olduğu açıktır. Bu nedenle bu geleneğin bir uygulama ile ve Peygamber (s.a.v.)’in bizzat kendisi tarafından kaldırılması en isabetli yol idi. Çünkü hiçbir Müslüman; Peygamber’in bizzat ve Allah’ın emri ile yaptığı bir şeyi çirkin ve iğrenç bulamazdı.[11]

Hz. Peygamber (s.a.v.) insanlar arasında tam bir müsâvaatı gerçekleştirmek ve bizzat kendi âile efrâdında bu sınıf farkını ortadan kaldırmak için, Zeyd’i Hâşimoğullarından, şerefli bir yakını olan Zeyneb’le evlendirmek istemişti. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ısrarı üzerine Zeyneb bu evliliği kabul etmek zorunda kaldı.

Konuyla ilgili olarak İbn Kesîr tefsîrinde şunları zikretmektedir: “Avfî, Abdullah b. Abbâs’a dayanarak şunları söylüyor: Peygamberimiz (s.a.v.), bir gün Cahş kızı Zeyneb’i evlâtlığı Zeyd b. Hârise’ye istemeye gitti. Zeyneb “Ben onunla evlenmem” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) “Hayır, onunla evleneceksin” dedi. Bunun üzerine Zeyneb “Kendi kendime düşüneyim” dedi. Tam onlar bu konuyu konuşurlarken, aşağıdaki âyet nâzil oldu.”

“Allah ve Elçisi, bir işte hüküm verdiği zaman artık inanan erkek ve kadının, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Elçisine karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.”[12] Bunun üzerine Zeyneb, “Yâ Resûlallah, sen onunla evlenmemi uygun görüyor musun?” diye sordu. Peygamberimiz (s.a.v.) “Evet, uygun görüyorum” demesi üzerine “Ben Allah’ın Resûlüne karşı gelecek değilim, öyleyse onunla evleniyorum” dedi.[13]

Süleyman Ateş, âyetin tefsirinde konuyu şöyle izâh eder: “Hz. Peygamber (s.a.v.) Peygamberlikten önce evlât edindiği Zeyd İbn Hârise’yi kendi halasının kızı olan Cahş kızı Zeynep ile evlendirmişti. Zeyd, vaktiyle köle iken Hz. Muhammed tarafından âzâd edilmiş ve onun evlâtlığı olmuştu. Peygamber (s.a.v.) Zeyneb’i Zeyd’e almak isteği zaman Zeyneb’in ne kendisi ne de annesi ve kardeşi buna razı olmamışlardı. Toplumda sınıflaşmaları kaldırmak ve insanları eşit yapmak isteyen Peygamber (s.a.v.)’in ısrarı üzerine bu evlenmeye boyun eğmişlerdir. Fakat sert mizaçlı olan Zeyneb, kendisini kocasından şerefli görüyor ve sözleriyle onu incitiyordu. Kocasıyla bir yıl veya biraz daha fazla beraber yaşadılar ama geçinemiyorlardı. Karısının övünmesinden, kırıcı sözlerinden rahatsız olan Zeyd, onun davranışlarından Hz. Peygambere yakınıyordu. Gerçekten de huzursuzluktan kurtulmak için bu iki insanın birbirinden ayrılmasından başka çare olmadığını Peygamber de düşünüyor, fakat birden âilenin yıkılmaması için de Zeyd’e: “Karını yanında tut, Allah’tan kork” diyordu. Kendi emriyle Zeyd ile evlenmekle mutsuzluk içine giren Zeyneb’in ve âilesinin daha perişan olmaması için de Zeyd’den ayrıldıktan sonra onunla evlenmeyi içinden geçiriyordu. Böylece toplumda eskiden beri mevcut olan evlâtlığın karısıyla evlenme yasağı da ortadan kalkacaktı. Peygamber böyle düşünüyordu ama kendi evlâtlığının karısıyla evlenmesini, toplumun birden bire kabul edemeyeceğini de düşündüğü için bu fikrini açığa vuramıyordu. Onun için karısını boşamak istediğini söyleyen Zeyd’e: “Karını yanında tut, Allah’tan kork!” demişti. İşte bu olay, Allah’ın takdiri ile ve O’nun hikmeti uyarınca böyle meydana gelmiştir. Zeyneb Zeyd’den ayrılıp iddetini tamamladıktan sonra Allah’ın şerefli Elçisi (s.a.v.), Allah’ın vahyine dayanarak onunla evlenmiştir. Tâ ki kendisi bu davranışıyla mü’minlere örnek olsun ve bundan böyle gerektiğinde mü’minler, evlâtlıklarının boşanmış karılarıyla evlenmekte bir güçlük çekmesinler. Olayı Allah’ın bu hikmetine dayandıran âyetin sonunda Allah’ın emrinin mutlaka yapılması gerektiği vurgulanmaktadır.”[14] Nitekim bu husus Kur’an’da şöyle ifade edilir:

“(Resûlüm!) Allah’ın nimet verdiği; senin de kendisine nimet verdiğin (hürriyete kavuşturduğun) kimseye: Eşini yanında tut, Allah’tan kork! diyordun. Allah’ın açığa vuracağı şeyi, insanlardan çekinerek içinde gizliyordun. Oysa asıl çekinmene lâyık olan Allah’tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince biz onu sana nikâhladık ki evlâtlıkları, eşleriyle ilişkilerini kestikleri zaman onların eşleriyle evlenmek hususunda mü’minlere bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilir.[15]

Peygamberimizin Zeyneb ile evlenmesi, Zeyneb’in iddetini tamamladıktan sonra olmuştur. Zeyneb’in iddeti bitince Peygamberimiz (s.a.v.)’in sevdiği insan olan Zeyd ile Zeyneb’e haber göndererek kendisi ile evlenmek istediğini bildirmiştir.[16]

Enes b. Mâlik der ki: “Zeyneb bint-i Cahş, Zeyd’den boşandıktan sonra, iddeti tamamlanınca, Rasûlullah (s.a.v.), Zeyd’e: Kendime, senden daha emniyetli bir kimse bulamadım, Zeyneb’e git, benim için ona dünürlük et! dedi.[17] Zeyd, Zeyneb’in yanına vardığında kadın hamur yoğuruyordu. Zeyd olayı şöyle anlatıyor:

“Zeyneb’i görünce heyecanlandım. Öyle ki, yüzüne karşı ‘Peygamber seninle evlenmek istiyor’ diyemedim. Bu yüzden yüzümü çevirip geri döndükten sonra Ey Zeyneb, müjde! Rasûlullah, seninle evlenmek istediğini söylemem için beni sana gönderdi” dedim. Bunun üzerine Zeynep:

“Rabbimin emri gelmeden ben hiç bir şey yapamam” dedikten sonra yerinden kalkıp namazgahına (namaz kıldığı yere) gitti. Sonra kendisi ile ilgili Kur’ân âyetleri indi. Bunun üzerine Rasûlullah gelip izin istemeden Hz. Zeyneb’in yanına girdi.[18]

Hz. Peygamber Hz. Zeyneb’le evlenince münafıklar dedikodu yapmaya başladılar. Onlar işi o kadar ileri götürdüler ki: “Muhammed oğlunun karısının babaya haram olduğunu bildiği halde kendisi oğlunun hanımını nikâhladı “dediler. Bunun üzerine Allah’u Teâlâ aşağıdaki âyetleri indirdi.

Allah’ın, kendisine emrettiği bir şeyi yerine getirmekte, Peygamber’e herhangi bir güçlük yoktur. Önce gelip geçenler arasında da Allah’ın yasası böyle idi. Allah’ın buyruğu, olup bitmiş bir şeydir.”[19]

“(O peygamberler), Allah’ın emirlerini duyururlar, Allah’tan korkarlar ve O’ndan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah yeter.”[20]

“Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Elçisi ve Peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.[21]

Hz. Peygamber’in Zeyneb’le olan evliliği Kur’ân-ı Kerîm’de anlatılmış olmasına rağmen bu evliliğe yönelik bazı abartılı rivâyetler olmuş, bu rivâyetlerin başkaları tarafından konunun eleştirilmesine sebebiyet vermiştir. Rivâyete göre Rasûlullah (s.a.v.) Zeyneb’i Zeyd’e nikâhladıktan bir zaman sonra, Zeyd’in evine gelir, onu bulamaz. Bu esnada Zeyneb’i ev kıyafetiyle görür. Ona bakınca “Kalpleri çeviren Allah ne yücedir” der ve dönüp gider. Zeyneb bu sözü işitir ve durumu Zeyd’e anlatır. Zeyd durumu anlar ve Hz. Peygamber’e gelir ve “ey Allah’ın Rasûlü, izin verirsen Zeyneb’i boşayayım. Çünkü kendisi kibirli, dili de eziyet verici der. Hz. Peygamber de “eşini yanında tut, Allah’tan kork” mukâbelesinde bulunur.[22]

Bir başka rivâyet de hemen hemen aynıdır. Hz. Muhammed (s.a.v.) Zeyd’in evine gelmiş, Zeyneb’in kapısında asılı bulunan kıl perdeyi rüzgar kaldırınca Hz. Peygamber, içeride uygunsuz vaziyette bulunan Zeyneb’i görmüş, ikiside birbirinden etkilenmiş. Zeyd hemen Rasûlullah’ın yanına gelerek “Ben hanımımdan ayrılmak istiyorum” demiş, Rasûlullah (s.a.v.)’de: “ Ne var? ondan seni şüpheye düşüren bir şey mi oldu?” buyurmuş. Zeyd: “Yok. Vallahi ben ondan hayırdan başka bir şey görmedim. Hz. Muhammed (s.a.v.) ona: Eşini yanında tut, Allah’tan kork” demiş.[23]

İbn Sa’d’da bulunan rivayete göre, Hz. Peygamber, Zeyd’i aramak için evine gelir, fakat onu bulamaz. Bu arada Zeyneb’i görür. Zeyneb onun içeri girmesini isterse de o içeri girmeden dönüp giderken, “Kalpleri çeviren Allah’ı tesbih ederim” der. Zeyd eve döndüğünde Zeynep, Rasûlullah’ın eve geldiğini ve şöyle söylediğini anlatır. Zeyd ise hemen Rasûlullah’ın yanına gider ve hanımını boşamak istediğini söyler. Allah’ın Elçisi (s.a.v.) ona “Eşini yanında tut” dese de bir müddet sonra evlilik hayatları sona erer. Bundan sonra Zeyneb’in iddeti biter. Birgün Rasûlullah otururken bir vahiy alır ve sonunda gülerek, kim gelip Zeyneb’e müjdeyi verecek ki, Allah onu göklerde benimle evlendirdi, der. Arkasından da Ahzâb Sûresinin 37 ve 38 nci âyetlerini okur.[24]

Hamîdullah, Zeyd’in Hz. Zeyneb’le evlendirilmesi ve sonra da Hz. Peygamber (s.a.v)’in boşanmış olan Zeyneb’le evlenme meselesine temas ederken olayı şöyle değerlendirir:

“Hz. Peygamber’ (s.a.v.) in mükerrer müdahalelerine rağmen Zeyd boşanmak istiyordu. Birgün Hz. Peygamber durumunu değiştirmesi için Zeyd’e nasihatte bulunmak üzere onun evine gider fakat Zeyd’i evde bulamaz. Evde Zeynep vardır. Ve ilerlemiş yaşına rağmen (o sıralarda 36 yaşlarında bulunuyordu.) Safran suyu ile yıkanmış entarisi içinde gayet güzeldir. Rasûlullah onu görünce “Kalpleri değiştiren Allah’a hamdu senalar olsun” demekten kendini alamaz. Hz. Peygamber’in bununla ne demek istediğini bir çok klasik siyer müellifi şöyle izâh ediyor: Daha önce kendisinden daha yaşlı Ümmü Eymen adlı zenci bir kadınla mesut bir hayat geçiren Zeyd’in böyle güzel ve cazibeli, iyi âileden gelen ve pek seçkin huy ve şahsiyete sahip bir zevce ile geçinememesini hayretle karşılamış ve bu kalp dönüklüğünün Allah’tan gelen bir hal olduğunu kendi kendine itiraf etmiştir. Rasûlullah’ın bu şekilde söylemesi, beklenen barışma sonucunu doğurmadı ve Rasûlullah’ın “Allah’tan kork ve zevcene sahip ol” şeklindeki mutlak emrine rağmen bir müddet sonra Zeyd, evliliğin son bulduğunu bildirdi. Bundan bir kaç ay sonra Hz. Peygamber’e Zeyneb’le evlenmesi için vahiy yolu ile emir geldi. Kur’ân-ı Kerîm’in yapmak istediği reform bu defa evlilik yasakları mevzuunda, evlat edinilmiş (evlatlık) ile öz evladı aynı gören âdet hakkında idi. Bir şahsın, evlatlığından boşanan veya dul kalan kadını, ebedî olarak üvey baba ile evlenemiyordu. Bu âdet o kadar köklü bir şekilde yerleşmişti ki, Müslümanlar arasında bile hiç kimse böyle bir evliliği düşünemezdi. Zeyneb’in akrabalarının geçirdikleri tereddütler bir yana, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in kendisi bile bir an için tereddüd etmiş görünüyordu. Bunun üzerine Kur’ân-ı Kerîm’in Ahzâb Sûresinin 36-40. âyetleri nâzil olmuştu. İslâmiyet, böyle yüksek bir otoritenin örneğiyle, kölelere karşı tutumunda uzun zamanlara hitap edecek reformlar yaptı. Ben İslâm’dan başka cemiyetlerde âzâd olmuş kölelerin krallıklar kurup soylarının tarihe geçtiğine rastlamadım. Mısır’da Memlûkler, Kuzey Hindistan’da Gulamanlar, Güney Hindistan’da Âdil Şahîler ve Kutb Şâhîler âzâd olmuş gerçek kölelerdi.”[25]

İbn Arabî, Hz. Peygamber’in Zeyneb’i görüp ona aşık olması, Zeyd’in onu boşayıp kendisinin evlenmesi konusunda Peygamber’in ma’sumiyetiyle ilgili bir mukaddimeden sonra özetle şöyle der: “Bu rivâyetler içinde sahih olanı yalnızca Hz. Âişe’den gelen şu rivâyettir. “Eğer Hz. Peygamber vahye dair bir şey gizlemiş olsaydı, şu âyeti gizlerdi: “Allah’ın nimet verdiği; senin de kendisine nimet verdiğin kimseye : “Eşini yanında tut, Allah’dan kork” âyetinden “ Allah’ın emri yerine gelecektir” âyetine kadar. Hz. Peygamber Zeyneb’le evlenince “Muhammed oğlunun karısıyla evlendi” dediler de bunun üzerine “Muhammed sizden birisinin babası değildir” âyeti nâzil oldu…” Hz. Peygamber Zeyd’i küçük yaşta evlat edinmişti. Büyüdükten sonra da ona: Muhammed’in oğlu Zeyd denirdi. Bu sebeple Allah şu âyeti indirdi: “ Onları babalarına nisbet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha adaletlidir…” Hz. Peygamber’in Zeyneb’i görünce sevgisinin kalbine düşmesi gibi rivâyetlerin aslı yoktur. Çünkü Peygamber her zaman onu görebiliyordu. O zaman örtünme âyeti de nâzil olmamıştı. Bu kadar beraberlikte Hz. Peygamber’in kalbine düşmedi de evli bir kadın olunca mı düştü? O yüce kalb bundan münezzehtir. Gerçek şu ki Zeynep, Zeyd’in yanında iken Cebrâil Hz. Peygamber’e gelerek Zeyneb’in eşlerinden biri olacağını bildirmiştir. Bunun üzerine Zeyd karısından ayrılmak isteyince Peygamber ona, eşini yanında tutmasını, Allah’tan korkmasını söyledi. Zeyd ayrılmakta karalıydı ve Zeyneb’i boşadı. Zeyneb’in iddeti dolduktan sonra Hz. Peygamber ona eski kocası Zeyd kanalıyla talip oldu.”[26]

Süleyman Ateş, konuyu şöyle izâh eder: “Rivâyetlerde söylendiği şekilde Peygamber’in Zeyneb’i evde yalnız görünce hemen onâ aşık oluvermesi, ihtimalden uzaktır. Çünkü Zeyneb, kendisinin halası olan  Abdulmuttalib kızı Ümeyme’nin kızı idi. Çocukluğundan beri onu görüyor, tanıyordu. İsteseydi onu uşağıyla evlendireceğine kendisi alırdı. Oysa kendi isteğiyle onu uşağına almış mehrini de kendisi vermişti. Kız çağında ona istek görmeyen Peygamber’in, evlendikten sonra ona âşık olması, makul değildir. Zaten Zeyd ile Peygamber (s.a.v.) arasında sıkı bir ilişki vardı. İkisi de birbirlerine sık sık gidip gelirlerdi. Peygamber Zeyneb’i her zaman görüyordu.

Peygamber’in içinde tuttuğu şey, Zeyneb’e olan sevgisi değil, boşanacağını bildiği Zeyd’in karısını almak süretiyle, evlâtlık karısı ile evlenmeme geleneğini kaldırmak ve bir de kendisinin hatırı için dengi olmayan biriyle evlenmeye razı olmuş olan Zeyneb ve âilesinin itibarını yükseltmek, boşandıktan sonra onun telef olmasını önlemek idi. Bu olayda Peygamber iki batıl geleneği yıkmıştır.

Bunlardan biri toplumdaki fakirlerin, soylulara denk olamayacağı, onlarla evlenemeyeceği şeklindeki düşüncesidir. Evvelâ kendi halasının kızını, âzâdlı kölesi olan Zeyd ile evlendirerek toplumdaki sınıflaşmayı kaldırmış, bütün müslümanların birbirine eşit olduğunu göstermek istemiştir.

İkincisi de evlâtlığın boşanmış veya dul kalmış karısıyla evlenmeme geleneğidir. Bu geleneği de bizzat kendi âilesi içinde uygulayarak kaldırmıştır.”[27]

Buhâri’nin naklettiğine göre Zeyneb, Hz. Peygamber ile evlendikten sonra, onun diğer hanımlarına karşı övünür ve şöyle derdi: “Allah’ın elçisi, sizi âilelerinizden isteyip nikâhladı. Beni ise yedi kat göklerden yüce Allah O’na nikâhladı.”[28]

Hz. Âişe (r. anhü) “Eğer Rasûlullah (s.a.v.) vahiyden birşey gizleyecek olsaydı, Zeyneb ile evliliği emreden âyeti gizlerdi”[29] diyerek bu evliliğin Allah tarafından emredildiği ve evliliğin Hz. Peygamber (s.a.v.)’e ne kadar ağır geldiği ifade edilmektedir.

Böylece İslam, gelinlerle evlenme yasağını yalnız öz oğulların eşleri ile sınırladı. Âyette: “Kendi sulbünüzden gelen oğullarınızın karıları size haram kılındı.”

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !